Artık gitmek gerek !

Artık gitmek gerek !

Bir turna katarı geçiyor sevgilim,görüyor musun ?Görüyor musun dağları çekilmiş ve kokuyor coğrafyam.Yüzümde çok geç kalmış bir devrimin buruşuk izleri.Ne yana dönsem eksik bir türküye sarılan insanlar görüyorum.Nereye gitsem dilleri ve gözleri bir birine benzeyen kadınlar ve adamlar.Peki bunlar neden korkmuyorlar ? Neden ölmüyorlar ?Dön baba dön oynuyoruz başkasının kara parçalarında dön baba dön başkasının sularında.Kim çekip çıkaracak bizi bu şizofrenik kuyudan.Kim dokunacak yüzümüzde ki Allah kadar eski çizgilere.

Hasbinallah !

Ekşi,küflenmiş bir ekmek gibi kokuyor bu şehrin koltuk altları.Köpeği vurulmuş bir çoban sessizliğine gömülmüş gibi oluyor bu saatlerde.Herkes kendi ihanetine dönüyor ve herkes bir ‘kes’ arıyor ‘kes’ sizliğinde ! Kocaman adamlar ve kadınlar kahkahalarında saçları daha yeni örülecek kıvama gelmiş kızları, önce doğurup sonra boğuyorlar ! Sonra herkes kadeh kaldırıyor kaybettiklerine.

-Şerefe
-neye içiyoruz ?
-gidenlere.!
-kim gitti?
-kimse kim
-doğru ya.Herkesin bir gideni var.Di’mi?
-birde gönderdikleri..
-…

Şimdi küfretmeden allaha ve kara parçalarına koşmak gerek.Terlemiş bir attan beter kokan bir ülkeden bahar kokan bir ülkeye pamuk toplamaya gitmek gerek.Söz vermek ve sözünde durmak gerek.Gerektiğinde değil doğru zamanda doğru yerde olmak/ölmek gerek.Lastik ayakkabılarımızı güneşe koyup kocaman bir sessizliği kokutmak gerek.Ekmek arası torak yemenin hazına süphan eteğinde varmak gerek.Karacadağ da tektonik bir gölde tüm günahlarımızdan arınıp şiirimizi oraya bırakmak gerek.

Lâ havle !

Yetmişlik bir adamı on yedilik bir kız çocuğuna dokunurken boynundaki muska ile boğmak gerek.Otogarları ve Muş’u yakmak gerek.! Tanık olduğum her anı belleğimden nasıl sileriz bilmem ama tanık olabileceklerimi bıyıklı pis bir adamın gözü önünde bayrak yapıp yakmak gerek .Patnos’a,Bulanık’a otobüs gitmemeli.! Ergen /erken ölüyor o zaman küçük kadınlar.Tüm dağları ve terminalleri saçları boyalı bu adamların başına yıkmak gerek.Yani anlayacağın sevgilim mazot içirteceksin sonra sıratı bu dünyada kuracaksın bu tipsiz adamlara.Bir tane vêl deresi yetmez bunlara Fırat Munzur ve Dicle’yi birer vêl eyleyip ayak parmaklarından yakmaya başlayacaksın.

-yani?
-yani;sen hiç otogarda çalışmadın ki !

Bu sebepten sevgilim senin yaşadığın yere gelmek gerek.Oradan başlamak ve değiştirmek gerek.Renkli potinli çocukların belleklerinden öpüp başlarına birer şiir geçirmek sonra kocaman şehirlerin aslında birer cehennem olduğunu/ kendi cennetinizi tahtaya çizin deyip çok taşlı çok kara bir coğrafyanın aslında bir yurt olduğunu anlatmak gerek.Bırak küfür etsinler.Esmerler küfr edince tanrı gülümsermiş! Bırak kavga etsinler.Ama verdikleri sözlerde durmalarını söyle.Dağları anlat onlara.Beş bin xarzan’lı kadın ve erkek savaşçıyı.

Bindokuzyüzyetmişsekizi anlat onlara.Unutmasınlar.Koynumuzda ölen/ beraber yattığımız /kara kaşlı çocukları anlat.Beş nolu cezaevi de onlara.Anlarlar.Susmazlar.En kara olan kız çocuğuna bir tane toka al.De ki ; bu toka senin örüklerinin kelepçisidir.Sarıl örüklerine ve kaptırma de ! İşte bu yüzden sevgilim senin tamda olduğun yerden dünyaya bakmak gerek.Kızamık bile çıkarmadan ölen çocukların hikayesini resmetmek için burayı terk edip kocaman/amele gülüşlü dağlara beş yüz koyunla dönmek gerek.!

Behna genî tê ji vî bajarî !

Feridun kurt

YELDEĞİRMENİ [Neal Cassady'ye Güzelleme]

Reblogged from TRASH KULTURE:

Click to visit the original post

Gonca Gülbey

Her hakkı yazarda saklıdır.

Trashkulture Notu: Bu içsel ve enfes metne imla açısından dokunmadık, yazarın spontan ve gözden geçirilmemiş metnine sadık kaldık.

Göz bebekleri dünyanın en muhteşem şeyi çünkü her anın gözüne nasıl göründüğünü belirleyen onlar.

 Neal Cassady, Jack Kerouac’a Mektup, 10 Eylül, 1950

 Günlerdir sabah beşte uyanıp yazmanın hayalini kuruyorum- belki de aylardır şimdi İstanbul’da olacağımı sandığım bir zamanda- saat sabahın beşinde – Bursa otogarında saatlerdir zihnimden akanları yazarken anımsamayacağımı bilerek, kalemle kağıda dokunuyorum.

Devamını oku… 1.513 more words

لااله الا الله

Reblogged from TRASH KULTURE:

Click to visit the original post

İzbe bir New York fakirhanesinde 130 kiloluk bir dev, saksafonuyla bir ilahinin son nağmelerini öttürür. Masada İmam Gazali’nin Kimya el Saadet’inden açık bir sayfa, tuvaletin karolarında bir serum hortumu ve bir iğne. Amerika Mağribi Ortodoks Kilisesi (Moorish Orthodox Churchof America – MOC) vaizi, canki cazcı Warren Tartaglia (a.k.a. Walid el Taha), New York beat sahnesinin Muhammedî meleklerini salâta çağırır.

 Pek çoğunun adını bile asla bilmeyeceğimiz, pop ikonlarına dönüşmemiş, kimi Brooklyn köprüsü altında son vuruşunu çakan, kimiyse kitaplarına gömülmüş okuyan okuyan okuyan ve sonra tüm kitaplarını Nil’e boca edip, hakikatin peşinde yürüyen yürüyen yürüyen dervişler gibi imanlı serserilerden biridir Peter Lamborn Wilson (a.k.a.

Devamını oku… 357 more words

Walter Benjamin’den On Üç Tezde Yazarlık Tekniği

Benjamin’e göre kötü yazar, kendini aklına gelen birçok şeyin peşinde helak eden kişidir; iyi yazar ise düşündüğünü soğukkanlılıkla söyler ve “hiçbir zaman düşündüğünden daha fazlasını söylemez, yazdıkları da onun kendisine değil, sadece söylemek istediği şeye yarar”.
Yaratıcı yazarlık derslerinin, atölye çalışmalarının ve sertifika programlarının, buna paralel olarak yeni yazar sayısının da hızla arttığı günümüzde, “nasıl yazmalı?” sorusuyla artık daha fazla karşılaşıyoruz. Yaratıcı yazarlık kitaplarında bol bol okuduğumuz tekniklere ek olarak, kendi deneyimlerini ve yöntemlerini okuyucuyla paylaşan yazarlar da mevcut. Mimari, sanat yapıtı ve fotoğraf başta olmak üzere yaratı alanının birçok farklı başlığı üzerine denemeler yazan Alman düşünür Walter Benjamin de kendi yazarlık tekniğini 13 maddede sıralamış. Benjamin’e göre iyi bir yazar olmanın yolu, ilhamın gelmesini beklemeden, sadece yazmaktan geçiyor.

1. Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir.

2. İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır.

3. Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik etiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böyle sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıradışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir.

4. Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kağıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmasa olmaz.

5. Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıkılıkla tut.

6. Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa yazı egemenliğine alır.

7. Hiçbir zaman, aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır.

8. İlhamın gelmediği zamanı yaptığın işi temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır.

9. Nulla dies sine linea – ama haftalar, pekâlâ geçebilir.

10. Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma.

11. Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın.

12. Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce – üslup – yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir.

13. Eser tasarımın ölü maskıdır.

http://www.sanatblog.com/walter-benjaminden-on-uc-tezde-yazarlik-teknigi/