” bir hayat bir fotoğraf”

'' bir hayat bir fotoğraf''

” bir hayat bir fotoğraf”
Kapıyı açtım. Tarifsiz bir koku tüm vücudumu yalayarak geçti. Açık bıraktım kapıyı. Vestiyerdeki fötr titretti beni. Masa üzerindeki, içine yapma çiçek konmuş vazo düştü düşecek. Ona aldırmıyorum. Fötr… Aldım elime, ezmeli miyim, kokladım, bir daha. Yerine koydum. Şimdi üzülmek istemiyorum, öfkeli olmalıyım. Yüzündeki iğrenç maskeyi düşürmeli, geriye ne kalacağını görmeliyim. Beni son yaptığımla tanıyacak. Oysa kıyıdan denize açılan, ona ulaşmak için sürekli kürek çeken benim.

Tıkırtıyla kendime geldim. Komşum, kalbinden başka mülkü olmayan Ayşe. Sevgisini sevgiyle, güvenini güvenle değiştirebildiğim tek insan. Sarılıyoruz. Kapıdan biraz daha geri çekilerek, bu ne koku böyle, diyor Ayşe. Oflaya puflaya bir baş selamıyla Hasan Amca merdivenlerden çıkıyor. Arkasından bakıyoruz. Yaşlı olmayı istemiyoruz. Kokuyu aldı Ayşe, Hasan Amca’nın arkasından üfledi. Kapının girişindeki paspası engel görüp içeri girmeden başıyla etrafa bakındı. Bu nasıl vazo ayol, dedi, çiçek dünyanın üzerine kondurulmuş gibi. Yok, yok büyük bir elmadan çiçek çıkmış gibi. Elini dokundurdu. Hızla çekti. Mıknatıslı mı ne? dedi. Bakmadım çiçeğe, şapkayı gösterdim. Öfkemi şapkadan almak ister gibi bana baktı, Ayşe. Aldırma, dedi, sen kendini sevilen insan durumuna dönüştürmedin, senin aşkın mutsuzluk. Durur durur böyle konuşur, benim arkadaşım. O adama nasıl kendini sevdireceksin. Onun düşüncelerini anlamak ormanı taşlamak gibi bir şey. Artık anlamasını da istemiyorum. Yapmam gerekeni yapacağım. Fötr şapkaya tekrar dönüyorum, arkamda Ayşe. Böyle iğrenç kokulu insanlarla aldatıyor beni, görüyorsun, dedim. Ayy koku deme dedi, Ayşe bu öyle aldatma kokusuna benzemiyor. Sen asıl toprağı kendinden çiçeğe bak. Ne dersin o kadın mı getirdi bu çiçeği? Senin toprağın benim, istediğin gibi sür demiştir. Sert bakışımdan çok soluğumu ağzımda tuttuğumu görüyor. Konuşmaktan vazgeçip etrafa bakıyor, burnunu kapatıp yüzünü ekşiterek. Vestiyerin yanı başındaki kapıya başını dayıyor, yok diyor, buradan bir ses gelmiyor, bir koku da. Ama öbür kapıya yönelmiyor, bana dönüp, burnundaki elini çekmeden, ne yapacaksın şimdi, diyor.

Tam o sıra Hasan Amca’nın kapıdan uzanmış başını görüyoruz. Girmekle girmemek arasında bize bakıyor. İkimiz birlikte yanına yaklaşıyoruz. Komşuyuz ama Hasan Amca bize hep mesafeli durmuştur. Yok, içi ister bizi, parası olmadığından değil, öyle işte. Bizi yanı başında meraklı gözlerle baktığımızı görünce, bu koku sizin oraların kokusuna benzemiyor, girip bakalım, diyor. Şaşırıyoruz. Aramızdan geçiyor, giriş kapısının tam karşısındaki kapıya doğru yavaş yavaş gidiyor. Arkasında biz. Kokuyu daha çok çekiyor, kapıyı açıyor. Hasan Amca’nın omuzları üzerinden odaya bakıyoruz, ben olanca gücümle bağırıyorum, Ayşe sıkıca sarılıyor bana.
Hasan Amca, herkesin sonundan söz edecek gibi oluyor, ben ağıt yakıyorum, derin, kuyu yorgunu bir sesle: Beni kendim olmaktan çıkardın. Geciktirdin her şeyi. Arkama dağ olursun demiştim, sırtıma dağ oldun. Hep daracık sokaklarda izini sürdüm senin, geniş alanlarda nefes aldırmadın bana.

Sustum. Hasan Amca polisi aradı. Polisler inceleme yaptılar, birisi sürekli fotoğraf çekti. Kapı girişindeki masayı, vestiyeri daha çok, o fotoğrafı istedim.

Bitti artık, dedi Ayşe, bak sonunda kurtuldun ne gamın kaldı, ne mutsuz aşkın. Dedi demesine ama sırtımdaki dağa, kayıp bir hikâye, bir de elime tutuşturulan fotoğraf eklendi.
Turan Horzum

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s