Archive | Eylül 2012

Reklamlar

Acı Tanrısı

Image

6 Temmuz’du..
baktığım bütün saatlerde
bir daha senli saatleri yaşayamayacağımı anladım..
artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı
bütün takvim yaprakları ayrılığa döküldü
artık çiçekler Eylül’de solmayacaktı
kelimeler kalemimde düşük yaptı
6 Temmuz’du
ihanetin, ayrılığın, yanlışlığın ve yalnızlığın doğum günü..

şimdi ben
göklerdeki babasından umudunu kesmiş
vaftiz edilmemiş
vaftiz annesi olmamış günahkâr bir yetimim
bir yolum yok, bir yönüm yok
artık söyleyecek bir yalanım bile yok
yalan söylesem inanacak herhangi bir insan da yok!
sıradan bir insan bile yok!

o gün
dünyanın neresinde olsaydım
o gün, o saat, o dakika, o an
benden gittiğin o an
hangi ülkede olsaydım
söylediğin o kelimenin tesiriyle
kelime tesirli bir mayına basmaktan
kendimi kurtarabilirdim..?

sen kendinden aforoz edersen beni
şimdi hangi piskopos çıkarabilir günahlarımı?
kara kardinallerin kan şarabından tatsam da
kara papazlara yaltaklansam da
seni nasıl unutabilirim?

şimdi bütün şarkılar dokunur oldu bana
her notada bir gözyaşı kaybediyor gözlerim
düşünmeden edemiyorum seni
aklım dalgın olduğu zamanlarda sende olmuyor,
sende olduğunda
dağılmaktan beter..
varsa bir çıkar yol; çıkar beni bu kuyudan..

sana yalvardığım kadar
göklerdeki babama, Tanrı’ya da yalvardım
duymadı
belki de duymak istemedi
aslında duyamazdı da..
Tanrı sadece;
yaratır ve yok eder çünkü.
hesap vermez, açıklama yapmaz, yardım etmez
ama acı verir
çok acı çektirir Tanrı
Tanrı acıyı sever
ben acıdan bıkarım, ağlarım..
Tanrı katiyen bize yardım etmez!
bizi kurtaracak tek şey:
PAROUSİA !

ey benim dinim
şimdi neden kinim olmak için çırpınıyorsun?
gittin ama ne buldun?
aldatıldın,
ağlatıldın,
kandırıldın..
sen Tanrı mısın acıya gidiyorsun
acıya gülmen gerekirken..

6 Temmuz Ellanie..
beni sende unuttuğum
ama senin sende beni bulamadığın
beni bulamayınca da unuttuğun 6 Temmuz..
bizi sonsuza dek ayırdılar, bil!
hangi şiir dindirir ağrımı,
hangi şarkı bizi anlatır,
hangi fotoğrafta bir anı bulamam,
hangi şehirde seni unuturum,
hangi renkte, hangi adda, hangi gözde..?

seni bir daha asla göremeyeceğimi biliyorum
bu 6 Temmuz’da kesinleşmişti
hatıraları yırta-yırta git
hayallerimi sike-sike!
git! terket!
hepiniz gidin, 6 Temmuz’da!
siktirin gidin!

Altay Kenger

Nerede olduğumuzu bilsek

Nerede olduğumuzu bilsek

Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim

Bu çıplak geceler yok mu
Bu plak böyle ağlamıyor mu
Camları kırmak işten değil
Delirecek miyim neyim
Kirpiklerimden mısra dökülüyor
Kenya’da simsiyah yalnızım
Yoksul bir şilepte gemiciyim
Malezya’da yük bekliyorum
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim

Gözlerini söndürme muhtacım
Ben senin aydınlığına muhtacım
Yepyeni bir ilkbahar harcayıp
Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp
Rüzgar gülünü arayacağım
Oran’da Pernanbouc’ta Tombuktu’da
Vinçler yine akşamları indirecekler
Yine karanlığa bulaşacağım
Gözlerin rüzgarda savrulacak

İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam
Seni kucaklasam kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanın kalbini dinlesek
Büyük ateşler yaksalar
İki güvercin uçursalar
Nerede olduğumuzu bilsek.

Attila İlhan

ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım

ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım


bugün kalbimi eski bir plak gibi
öyle çok tersine çevirdim ki

bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı

bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı tanrım

bazı şarkılar vardır
kırmızı akşamsefalarını anlatır
karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
geceyi onlar bahçeye taşırdı
ben ne zaman öleceğim tanrım
sabah olunca mı
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
şu odanın ortasında dursam
saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum

bazı şarkılar vardır
kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
o şarkının adı
ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismimin bir anlamı olmasaydı

herkes çıkarsın kalbini
o çirkin mücevher sandığından
ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım

Didem MADAK

Bin ahımın hakkı toprağa kalsın…

Bin ahımın hakkı toprağa kalsın...

Ah benim nergis kokulu cehaletim…
Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,
Bir AH’dan başka.
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH!

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
Çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
Ah!

İç ses, diye söylendim.
Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

Vasiyetimdir:
Bin ahımın hakkı toprağa kalsın…

Didem Madak

toplamlarıysa doğru.

toplamlarıysa doğru.

Bir her zaman yanlıştır;
ama ikiyle birlikte hakikat başlar.
Bir, doğruluğunu kanıtlayamaz;
iki ise çürütülemez.

Diyorlar ki:
Dünya sadece ya düşünce ya istem
ya savaş ya aşk ya da nefrettir.
Oysa tek tek bunların her biri yanlış;
toplamlarıysa doğru.

(Nietzsche)